
Türkiye Krizde: Çaresiz Değiliz! Umut Var mı?
Türkiye, son dönemde derin bir krizin içinde. Yanlış siyaset yapma biçimi ve bunun tetiklediği ekonomik sorunlar, toplumu derinden etkiliyor. Ancak, bu durum karşısında çaresiz değiliz. Peki, bu bataklıktan nasıl çıkılır? İşte çözüm yolları...
Ekonomik ve Toplumsal Krizin Nedenleri
Ülkenin içinde bulunduğu krizin temelinde, yanlış bir siyaset anlayışı yatıyor. Bu durum, ekonomik sorunları tetikleyerek halkın yaşam koşullarını zorlaştırıyor. Üretimin gerilemesi, iş yerlerinin kapanması ve bütçe açıklarının halkın sırtına yüklenmesi, toplumsal şikayetleri artırıyor. Ayrıca, ülkenin sanayi gücü, tarımsal potansiyeli, doğal kaynakları ve çevresel koşulları da tehdit altında. Bu durum, gelecek nesillerin yaşanabilir bir ülke konusunda karamsarlığa düşmesine neden oluyor.
- Üretimin gerilemesi
- İş yerlerinin kapanması
- Bütçe açıklarının halka yüklenmesi
- Doğal kaynakların tehdit altında olması
Sorunun kaynağı, iktidarda olanların devletin anayasal temellerini hiçe sayan bir hukuksuzluğu ısrarla görmemezlikten gelmelerinden kaynaklanıyor. Adaleti sağlamakla yükümlü yargı gücünün bir sopa gibi kullanılması, halkın büyük bir bölümünü seçeneksiz bırakıyor.
Toplumsal Çürüme ve Etik Değerlerin Yitirilmesi
Türkiye'de yaşanan bir diğer önemli sorun ise toplumsal çürüme. Etik değerlerin hiçe sayılması, davranışları biçimlendiren eğilimler ve tercihler, korkutucu bir tablo ortaya çıkarıyor. Düşünmek bile istemediğimiz olaylar, günlük hayatta sıradan vakalar gibi görülmeye başlanıyor. Halkın büyük desteğini almış sevilen, dürüst bir belediye başkanısınız; bir sabah sırf muhalif partiden seçildiğiniz için gözaltına alınıyorsunuz. Tutuklanmanıza için gerekçe sayılan iftirayı atan kişi ise büyük olasılıkla işini kaybetme korkusuyla böyle konuşturulmaya zorlanmış, diğer belediyelerden de benzer ihaleler almış bir iş insanı!
Çözüm Yolları: Yeniden Yapılanma ve Diyalog
Bu durumdan kurtulmak için yapılması gereken ilk iş, yönetim sisteminin baştan sona yenilenmesi. Hukuk ve vicdan gibi temel meselelerden başlayarak, toplumsal düzeni ayakta tutan temel kaidelerin yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Bir yandan da kamusal çıkarları önceleyen demokratik yapıların kurulması şart. Kültürel ve etnik ayrımcılığı bir yana bırakıp, herkesin kendini güvende hissedeceği, endişeye kapılmayacağı bir ortam yaratmak, eşitlikçi ve toplumcu değerleri savunan topyekûn demokratik bir toplum yönetimini inşa etmek zorundayız.
Şiddet yöntemlerinden arınmanın fırsatını yakalamışken bunu TBMM’de çalışmaya başlayan komisyonda en geniş katılım ve dayanışma ile demokratik bir toplumu yaratmak üzere tartışmak yerine zamana oynayacak şekilde yanlış tutumlara boğmak, haksız tutuklamalar ve yargı sistemindeki yanlışlıklara göz yummak umutları azaltıyor elbet. Komisyonun amacını tanımlamak üzere adına zorla ilave edilen demokratik beklentiye rağmen…
Milyonlarca gencimizi de düşünerek üretimin içinde olan her türden emeğe ve emekli olmuş kesimlere saygı gösteren adil bir sistemde çalışanların haklarını kollayacak ve yaşam seviyesini gözetecek adil bir gelir dağılımını öngören emek eksenli kamucu bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Bunu sağlarken kültürel, dini ve etnik farklılıkları avantaja dönüştürecek tarzda, demokratik temelde karşılıklı diyalog yolunu açık tutmak bu bataklıktan kurtulmanın tek yolu. Başka çaresi yok çünkü!
Tüm bu zorluklara rağmen, bu topraklarda yaşamaya devam edeceksek, başımızı öne eğip çaresiz kalmak yerine, itiraz ederek doğru adımlar atmak zorundayız. Tarihsel kalıntıların yarattığı olumsuz travmaların etkisi altında olsak da, birlikte yaşamanın temel gereklerini görmemezlikten gelemeyiz. Geçmişin kötü anılarına yenik düşmeden, başarmak zorunda olduğumuz acil görevler var.